Byung-Chul Han’ın “Tefekkür Yaşamı” kavramından yola çıkan metin, fotoğrafçılığı yalnızca bir eylem olarak değil, daha derin bir varoluş hâli olarak ele alır. Eylem, amaca yönelik her bilinçli çabayı kapsar ve protesto mitingi çekmekten endemik orkide fotoğraflamaya kadar birçok çalışma “Vita Activa” yani eylemli yaşamın parçasıdır. Ancak yazar, uzun yıllara dayanan fotoğrafçılık deneyiminde, en değer verdiği fotoğrafların amaçsız, beklentisiz ve başkalarının beğenisinden bağımsız olanlar olduğunu vurgular. Sartre’ın “cehennem başkalarıdır” sözüyle bağlantı kurarak, fotoğrafta da başkalarını memnun etmeye yönelik üretimlerin kişiyi sınırladığını, içtenliğin ancak kendi tercihlerine kulak vermekle mümkün olduğunu belirtir.
Metin, amaca bağlı fotoğrafçılığın kavramsal ve bilinçli yönüne karşılık, tefekkür olarak fotoğrafçılığı dünyanın yargısız, yorumsuz bir şekilde deneyimlenmesi olarak tanımlar. Bu yaklaşımda fotoğraf, ne bir mesajın aracı ne de bir tür hikâye aktarımıdır; daha çok doğayla, anla ve varlıkla uyum içinde bir “olma hâli”dir. Susanne Langer’ın yaratıcılığın bilinçdışı süreçlerden doğduğuna dair düşüncesiyle de örtüşen bu tavır, zihnin analitik değil sezgisel alanında gerçekleşir. Böylece fotoğraf, sadece işlevsel ya da kavramsal bir eylem olmaktan çıkar, yaşamın görkemini taşıyan bir tefekkür biçimine dönüşür.
Tarık Yurtgezer Arka Plan Sanat’ın 39. sayısında sizler için yazdı…


